Ömer Lütfi Akad |
![]() ![]() |
Ömer Lütfi Akad |
08 12 2007, 03:48 AM
İleti
#1
|
|
![]() Takipçi ![]() ![]() ![]() Grup: Members İleti: 1,024 Thanks: 11 * Katılım: 26-September 07 Üye No: 23 |
Ömer Lütfi Akad
Türkiye’de sinema dilinin oluşup gelişmesine öncülük etmiş olan sinema yönetmeni Ömer Lütfi Akad (d.1916), Türk sinema tarihinde dönüm noktası oluşturan filmler çekmiştir. Ömer Lütfi Akad, Halep’ten İstanbul’a göç etmiş bir babayla İzmitli bir annenin oğluydu. Sainte Jeanne d’Arc Fransız Okulu ve Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördü. 1942’de İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu’nun Maliye Bölümü’nü bitirdi. Askerliğini tamamladıktan sonra bir süre bankacılık yaptı. 1946’da çeşitli dergilerde sinema ve tiyatro üzerine yazıları yayımlandı. O yıl yeni kurulan Sema Film’de yapım yönetmenliğine başladı ve kuruluşun ilk filmi olan Unutulan Sır’da çalıştı. 1947’de Lale Film’e, ertesi yıl da Erman Film’e geçti. Burada çalıştığı sırada, yönetmen Seyfi Havaeri’nin Damga adlı filminin eksik kalan bölümlerini çekti. Bu işte gösterdiği başarı üzerine Halide Edip Adıvar’da uyarlanacak olan Vurun Kahpeye’nin senaryo yazarlığı ve yönetmenliği ona verildi.İlk dönemi: Romanın senaryoya uygun yapısından da ustaca yararlanarak hareketli bir sinema diliyle gerçekleştirdiği Vurun Kahpeye (1949), Lütfi Akad’ın ilk yapıtı olmasına karşın övgüyle karşılandı ve dönemin yüksek gişe geliri sağlayan filmlerinden biri oldu. Akad, 1950’de Ekrem ve Cemal Reşit Rey kardeşlerin aynı adlı operetinden uyarlanan Lüküs Hayat’ı, ertesi yıl da Tahir ile Zühre ve Arzu ile Kamber filmlerini çekti. Irak’ta, aynı teknik ekip ve aynı oyuncularla gerçekleştirilen bu iki film, Türk sinemasının dış pazara açılma çabasıydı ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Daha sonra Kemal Film’e geçen Ömer Lütfi Akad 1952’de ilk önemli yapıtı olan Kanun Namına’yı çekti. Kanun Namına’nın Türk sinemasının gelişimi içinde önemli bir yeri vardır. Gerçek bir polisiye olay üzerine kurulan filmde kamera ilk kez tiyatro dekorundan gerçek dünyaya çıkıyor ve film tiplemesi, çevre seçimi, kamera hareketleri, dinamik kurgusu ve ulaştığı gerçekçilikle o güne değin yapılmış filmlerden farklı bir sonuca ulaşıyordu. Akad’ın aynı yıl çektiği İngiliz Kemal Lavrens’a Karşı adlı film hareketliliğinin ötesinde önemli bir özellik taşımıyordu. Gene gerçek bir olaydan yola çıkarak çekilen 1953 yapımı İpsala Cinayeti (Altı Ölü Var) ise ustalıklı anlatımına karşın, Kanun Namına ile karşılaştırılıp ağır tempolu bir film olarak eleştirildi. Lütfi Akad, gene 1953 tarihli Katil’in ve Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar’ın ardından 1954’te, Amerikan gangster filmlerinden etkiler taşıyan Öldüren Şehir’i çekti. Art arda yaptığı birkaç filmden sona Ömer Lütfi Akad, Yaşar Kemal’in bir öyküsüne dayanan Beyaz Mendil (1955) ile ilk kez köye yöneldi. Konunun ele alınışı ve oyuncu yönetimiyle, gerçekçi bir çalışma olan ve olumlu eleştiriler alan bu yapıtı, Akad’ın çeşitli yapımevleri için çektiği iş filmleri izledi. Bu dönemin en çok tartışılan filmiyse, Attila İlhan’ın senaryosuyla Akad’ın anlatımının bağdaşamaması yüzünden başarısız olan 1959 yapımı Yalnızlar Rıhtımı’ydı. İstanbul tulumbacıları üzerine ilginç bir film olan Yangın Var’ı (1960) ve gene bir dizi iş filmini Akad’ın en önemli filmlerinden biri sayılan Üç Tekerlekli Bisiklet (1961) izledi. Akad, ilk dönem filmlerindeki gibi bir kent dekoru içinde titiz bir mekan çalışması yaptığı bu filmden sonra bir süre yönetmenlik yapmadı. 1966’ya değin süren bu dönem sırasında çeşitli senaryolar yazdı; aralarında Tanrı’nın Bağışı Orman’ın da (1964) bulunduğu bazı belgesel filmler çekti. İkinci dönemi: Ömer Lütfi Akad 1966’da, Türk sinemasında yeni bir dönüm noktası oluşturan Hudutların Kanunu’nu çekti. Yılmaz Güney’le birlikte çalıştığı bu filmde Anadolu’nun güneydoğu yöresini ve kaçakçılık konusunu yarı belgesel bir yaklaşımla ele aldı, en küçük ayrıntının bile üzerinde durarak sağlam bir yapı oluşturdu. Ertesi yıl, kan davası temasını işleyen Ana ve düşman iki aşiret içinde gelişen bir aşk öyküsünü anlatan Kızılırmak-Karakoyun’u gerçekleştirdi. Folklorik ögelerin yoğun bir biçimde yer aldığı bu üç film sonradan Anadolu Üçlemesi olarak adlandırıldı. Gene 1967 yapımı Kurbanlık Katil, Akad’ın yönetimi ve Yılmaz Güney’in güçlü oyunuyla Türk sinemasının başarılı çalışmalarından biri oldu. Sait Faik’in bir öyküsünden uyarlanan Vesikalı Yarim (1968), Akad’ın kent yaşamı üzerine yaptığı önemli filmlerden biriydi. Bu başarı çizgisi Kader Böyle İstedi’de (1968) sürdü. Daha sonra aralarında Orhan Gencebay’lı ve Zeki Müren’li “şarkıcı filmleri”nin de bulunduğu piyasa filmleri yapan Ömer Lütfi Akad, 1972’de, gene Sait Faik’ten uyarladığı, sağlam yapısı ve tema çeşitliliğiyle dikkati çeken Irmak ile, bir katilin öyküsünün psikolojik boyutuyla işlendiği Yaralı Kurt’u gerçekleştirdi. Gökçe Çiçek’te ise (1973) göçebelik ile toprağa yerleşme arasında bocalayan iki Türkmen obasındaki yaşamı anlattı. -------------------- |
|
|
|
![]() ![]() |
|
Basit Görünüm | Tarih : 04 12 2008 - 09:18 AM |