IPB

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

 
Reply to this topicStart new topic
Çok İbretlik Geçek Bir Hikaye..
leydimxx
mesaj 26 10 2007, 02:30 PM
İleti #1


Takipçi
***

Grup: Members
İleti: 1,024
Thanks: 11 *
Katılım: 26-September 07
Üye No: 23



Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Sultanahmet Camii'ne her gittiğinde
orada iki gözü iki çeşme ağlayan yaşlı bir zata rastlamaktadır. Bu yaşlı
zat, başından geçen çok ilginç bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif
Ersoy bundan çok etkilenmiş, bu yaşlı zatla aralarında geçen konuşmayı
bizlere şöyle nakletmiştir:
Sabah namazlarını kılmak için Sultan Ahmet Camii'ne gidiyorum. Her sabah
ne kadar erken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına oturmuş olan, saçı
sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adamı, ümitsizce bedbin bir şekilde
durmadan ağlarken görüyorum.
O kadar ağlıyor ki, ağlamadığı tek bir dakikaya rastlayamadım. Bunun
sebebini çok merak ediyordum. Nihayet bir gün o yaşlı zatın yanına
sokuldum ve 'Muhterem' dedim,
"Niye bu kadar ağlıyorsun? Allah'ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz
olur mu?" Yaşlı gözlerle bana baktı ve:
"Beni konuşturma! Neredeyse kalbim duracak," dedi. Ben anlatması için çok
ısrar edince başından geçen olayı ağlaya ağlaya şöyle anlattı:
"Efendim, ben Abdülhamid Han cennet mekânın devrinde orduda bir
binbaşıydım. Emrim altında olan bir birliğim vardı. Bu askerî görevime
annemin ve babamın vefatına kadar devam ettim. Fakat onlar vefat edince
istifa etmek istedim. Çünkü bir hayli servetimiz vardı. Bu mal ve mülkün
başında durmak, onların çarçur olmaması için gerektiği şekilde ilgilenmek
gayesiyle, bir istifa dilekçesi yazıp Sadâret makamına gönderdim.
Dilekçemde dedim ki: "Annem de babam da vefat etti. Falan yerde
mağazalarımız, filan yerde gayrimenkullerimiz vardır. Netice itibarıyla
bunlarla ilgilenecek, ticarî işlerin yürümesi için mağazaların başında
duracak bir nezaretçiye ihtiyaç vardır. Bu vesileyle şayet kabul
buyurulursa, görevimden istifa etmek istiyorum."
Bu dilekçeyi yazdıktan bir müddet sonra, doğrudan doğruya hünkârdan bana
bir yazı geldi. Heyecanla gelen mektubu açtım ve okudum. Orada istifamın
kabul edilmediği yazılmıştı. Öyle anlaşılıyordu ki, istifa dilekçem bizzat
padişaha gönderilmişti. Ben istifa dilekçemi yenileyip, bir daha verdim.
Fakat bana yine aynı cevap geldi. Bunun üzerine bizzat sultanın huzuruna
çıkıp, kendisiyle şifâhî olarak görüşüp istifamı vereyim diye düşündüm.
Abdülhamid Han gerçekten çok celâdetli bir padişahtı. Ben yaveriyle görev
icabı uzun zaman bir yerde kalmıştım. O, sultanın hâllerini bize
anlatırken 'Abdülhamid faytonda giderken faytonun sağında ve solunda
bulunanlar neredeyse nefes almaya bile korkarlardı' derdi. Efendim Allah
ona rahmet eylesin, Abdülhamid Han evliyaullahtan bir zattı. İşte ben
durumumu anlatmak için bizzat o celâdetli ve haşmetli padişahın huzuruna
çıktım ve:
"Hünkârım, sizden istifamın kabulünü rica edeceğim, durumum ise böyleyken
böyle" diyerek istifa sebebimi anlattım. Bunun üzerine bir müddet derin
derin düşündü. Yüzündeki ifadeden istifa etmemi istemediğini anlıyordum.
Ben bunu sezince istifa konusunda biraz daha ısrarcı oldum. Abdülhamid Han
cennet mekan, benim böyle ısrar ettiğimi görünce, bakışlarını bana
çevirip, öfkeli bir tavırla ve sanki beni elinin tersiyle iter gibi
hareket yaparak, "Haydi seni istifa ettirdik!" dedi. Tabiî ben istifamın
kabul edilmesi sebebiyle çok sevindim. Ve hiç vakit kaybetmeden
memleketime dönüp işlerimin başına geçtim. Derken bir gece müthiş bir rüya
gördüm. "Âlemi mânada, bütün ordular bir araya toplanmış teftiş
ediliyordu. Son savaşı vermek üzere, memleketin şarkında ve garbında
savaşan tüm orduları bizzat Peygamber Efendimiz teftiş ediyordu.
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, Yıldız Sarayı'nın önünde duruyor, bütün
Türk ordusu Efendimizin huzurundan geçerek büyük bir disiplin içerisinde
teftiş veriyordu. O esnada orada Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri de
vardı. Sultan Abdülhamid Han cennet mekân ise, edebi hürmetle, kemerbestei
ubûdiyetle Kâinatın Efendisi'nin hemen arkasında duruyordu. Bütün ordular
huzurdan tek tek geçiyordu. Derken sıra, benim istifa etmeden önce komutam
altında bulunan birliğe geldi. Fakat birliğin başında kumandanı olmadığı
için askerler darma dağınıktı.
Bu hâli gören Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, Abdülhamid'e dönüp:
"Ey Abdülhamid! Bu ordunun kumandanı nerde?!" buyurdu. Bunun üzerine
Sultan Abdülhamid, mahcup bir hâlde başını önüne eğmiş olarak, hürmeti
edeple Efendimize:
"Ya Resûlallah! Bu ordunun kumandanı istifa etti. Bu konuda çok ısrar
ettiği için biz de onu istifa ettirdik.." dedi.
Bunun üzerine Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm "Senin istifa ettirdiğini,
biz de istifa ettirdik." buyurdu.


--------------------

Go to the top of the page
 
+Quote Post
> Reklam

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

 



RSS Basit Görünüm Tarih : 21 11 2008 - 08:34 PM