Sanatçı BiyografiLeri Ve ResimLeri, Mustafa Yıldızdoğan |
![]() ![]() |
Sanatçı BiyografiLeri Ve ResimLeri, Mustafa Yıldızdoğan |
18 11 2007, 03:15 PM
İleti
#1
|
|
![]() Takipçi ![]() ![]() ![]() Grup: Members İleti: 1,024 Thanks: 11 * Katılım: 26-September 07 Üye No: 23 |
Mustafa Yıldızdoğan
Mustafa Yıldızdoğan
![]() 1966 Konya Kadınhanı Örnekköy doğumluyum. Çiftçi bir ailenin 7 çocuğunun ortancısıyım. Tahsilim lise terk. Askerliğimi 1986-1988de Eğirdir ve Adıyamanda tamamladım. 1990da evlendim. Ahmet, Gülsüm ve İrem adlarında üç can parçam var. Sanata 1982 yılında hayalini kurduğum bağlama ile başladım. Hiç kimseden ders almadan, kendi kendime ama bıkmadan usanmadan çok çalışarak, gece uykularını yüreğime ve sevdama hapsederek bu günün temelini attım. Gerçi bir gün sanatçı olacağım diyerek değil. O günkü haşin, hırçın, deli dolu duygularımı Karacaoğlan gibi Yunus gibi şifresi yalnız bana ait olmak üzere ruhumdaki kara bulutları dağıtmak içindi. Meğer Yüce Mevlam rızkımızı sanatla verecekmiş de haberimiz yokmuş. Çok küçük yaşlarda ağabeylerimin ve arkadaşlarının Vatan ve Millet için ne kafa yorduklarını, bazı zaman göz yaşı döktüklerini unutamam. Beni önce Allaha iyi bir kul, ana-babaya iyi bir evlat, yüce Milletime de iyi bir fert olarak yetiştiren anamdan, babamdan ve ağabeylerimden Allah razı olsun. 1989 yılında Kadınhanı Ülkü Ocağının konseri ile başlayan ve bu günlere gelen zor ama güzel bir serüven. 1990 yılında Pendik Ülkü Ocağının konserinde sahne alan Alperen ile tanışmamız ve kaset teklifi..... Doğuyoruz Ufuklardan, Üşüyorum ve Türkiyem Unkapanı müzik piyasasında bir yere gelmenin zorluğunu hatta imkansızlığını biliyordum. Ama neden olmasın. Alperen umutluydu benden. Yakalayacaktık. Bir türkü lazımdı. İşte o türkü: Şiirin yazarı, ömür boyu vatan hainleriyle, kalemi ile savaşan, yılmayan, yıkılmayan ve şu an hastalıkla savaşan saygıdeğer büyüğümüz Dilaver Cebeci. Bestesi kendime ait olan Türkiyem türküsü. Bize kapanan demir kapıları, yüreğimizden kopan fırtına ile yıkıyorduk. 7den 70e herkes sağcısı solcusu istemeseler bile mecbur kalıyorlardı, millî günlerde, millî maçlarda, hemen hemen her siyasi parti seçim zamanlarında devlet protokolünde Türkiyemi çalıyorlardı. Başarmıştık. Yön vermeliydik sanata. Sevdalı gençlerimiz şifresini çözmeliydi aşkın, bizim türkülerimizle. Han Duvarları albümünden sonra Selçuklu Müzikten yani Alperenden ayrılmak zorunda kaldım. Bu yere gelmemde çok büyük emeği olan sevgili ağabeyim Alperene sonsuz teşekkürler... Akbaş Müzikin sahibi Yılmaz Akbaş ile başlayan yeni bir dönem.. Yıl 1995. Kasetimiz bitmişti. Sonradan bir hafta içinde besteleyip aranjesini yapıp, okuyup kasete dahil ettiğimiz, Başbuğuma yaktığım ağıt ve Yandı Yürekler Yandı. O nasıl duygu idi anlatamam. Mekanın cennet olsun Başbuğum. Bu Vatan Kimin, Mektup ve İnsanlar ... Bu Vatan Kimin albümünde, Saçların türküsü ile daha geniş kitlelere ulaştık. Mektup albümü ile Türkiyede en çok satan 5 kaset arasına girdik. Çıkmadığımız tv kanalı kalmadı.1990 yılındaki hayallerimizi çoktan aştık. Gelen her başarı bizi çıtamızı yükseltmeye mecbur kıldı. Geldiğimiz nokta mükemmel ve güzel ama yeterli değil. Fikrimden, düşüncemden, taşıdığım bütün değerlerden taviz vermeden , buralara gelebilmenin güzelliği ve sevincini yaşıyorum. Sözün kısası değerli gönüldaşlarım; hiç bir eğitim almadan, hiç bir kimseden yardım görmeden, gece uykusuna hasret, evime hasret, eşime, çocuklarıma hasret, öte yandan da en güzel vuslat. Sabrın, şükrün ve azmin neticesi. İyi günde, kötü günde her konserde, cebinizdeki son kuruşu ile bilet alarak bize güç veren salonları, statları tıklım tıklım dolduran gençler, kendi evlatlarından bizi ayırt etmeyen, namazlarının ardında bize de dua eden analarım, bacılarım, ağabeylerim sizin duygularınıza tercüman olabilmek için uğraştık. Eğer zerre kadar başarılı olabildiysek ne mutlu bize.. Bütün gaye ve çabamız gençlerimiz. Onlar bizden kabiliyetli , daha cesur, daha sabırlı, daha inançlı, daha azimli ve her şeyi ilimle ve en önemlisi sevgiyle başaracaklar. Onlara deryada bir katre, küçücük bir ışık olabildi isek ne mutlu bize. Ve ne mutlu aynı dilek, aynı umut ,aynı ülküde paylaşmasını bilen ,sevdiğini riyasız seven gönüllere ve Ne Mutlu Türküm Diyene. Hakkınız Helal Edin. Saygılarımla -------------------- |
|
|
|
18 11 2007, 03:16 PM
İleti
#2
|
|
![]() Takipçi ![]() ![]() ![]() Grup: Members İleti: 1,024 Thanks: 11 * Katılım: 26-September 07 Üye No: 23 |
Esat KABAKLI
.. 1954 tarihinde Elazığ'da doğdu. İlk, Orta ve Lise tahsilini Elazığ'da tamamladıktan sonra, önce Elazığ Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi'ni ve ardından 1986 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı bölümünü bitirdi. .. Sanat çalışmalarına Elazığ'da başlayan Esat Kabaklı, küçük yaşta bağlama çalmayı ve Elazığ, Bitlis, Silifke ve Gaziantep yöresi halk oyunlarını oynamayı öğrendi. Bir süre Elazığ Halkevi'nde "halk oyunları öğretmenliği" ve Elazığ Musiki cemiyeti'nde de "bağlama öğretmenliği" görevlerini yürüttü. Ayrıca Elazığ Musiki Cemiyeti'nde kurduğu Türk Halk Müziği Topluluğu'nu uzun yıllar yönetti. .. 1982 yılında 'TRT Erzurum Radyosu Türk Halk Müziği Ses Sanatçılığı' sınavını birincilikle kazanarak, Erzurum Radyosu'nda bir yıl süreyle yetişmiş sanatçı statüsünde görev yapan Esat Kabaklı, 1983 yılında Adnan Ataman'ın yönettiği İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Halk Müziği İcra Heyeti'nde ses sanatçısı olarak çalışmaya başladı. Ayrıca istisna akitli olarak TRT İstanbul Radyosu'nun Türk Halk Müziği emisyonlarında yer aldı. Kabaklı, 1986 yılında ise kadrosunu TRT İstanbul Radyosu'na aktararak bu kurumda on iki yıl süre ile görev yaptı. 1998 yılında tekrar İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'na geçen Esat Kabaklı, halen bu kurumda sanatçı öğretim görevlisi statüsünde Türk Halk Müziği Topluluğu'nun şefliğini yürütmektedir. .. Türk Halk Müziği genel repertuarına derlemeleri ile kaynak sağlayan ender sanatçılardan birisi olan Esat Kabaklı, ses sanatçısı olarak yurdun pek çok yöresinde ve yurt dışında Almanya, Hollanda, Belçika, ABD, Avustralya ve Yunanistan olmak üzere akademik seviyede birçok konserler verdi. Oğul (1997), Kirve Memi(2000), Yalnız Türküler/ Göç (2002) ve Siyah Beyaz Türküler/ Sürgün (2004) adlı dört albümü bulunan Esat Kabaklı evli ve iki kız çocuğu sahibidir. -------------------- |
|
|
|
18 11 2007, 03:17 PM
İleti
#3
|
|
![]() Takipçi ![]() ![]() ![]() Grup: Members İleti: 1,024 Thanks: 11 * Katılım: 26-September 07 Üye No: 23 |
Resimleri
![]() ![]() ![]()
-------------------- |
|
|
|
18 11 2007, 03:19 PM
İleti
#4
|
|
![]() Takipçi ![]() ![]() ![]() Grup: Members İleti: 1,024 Thanks: 11 * Katılım: 26-September 07 Üye No: 23 |
Ozan Arif
Ozan Arif Giresun`un Alucra ilçesine bağlı şimdiki ismi ile Yükselen eski adı ile Hapu köyünde 10 Haziran 1949`da doğdu. Babası yörenin sevilen simalarından rahmetli Muharrem Çavuşun (Muharrem Şirin) oğlu Mehmet Bey, annesi Fatma hanım da, yine komşu köy Demirözü`nden aynı şekilde sevilen rahmetli Gençağa Eşkünoğlu`nun kızıdır. Babasının memuriyeti dolayısıyla, ilk ve ortaokulu Samsun`da bitirdikten sonra, hayli kalabalık olan ailesine kısa zamanda maddi yardım yapabilmek düşüncesiyle öğretmen okuluna başladı. 1969-1970 döneminde Perşembe İlköğretim Okulundan mezun oldu. Okul süresi boyunca kışları okuyup yazları rençperlik yapan bir öğrenci idi. İlk göreve başladığı okul, ailesinin bulunduğu Samsun`da Karaoyumca köyündeki ilkokuldur. Bir yıllık stajyerlik süresinden sonra, yine Samsun`da Devgeriş köyüne tayin oldu. 1972 yılında yine aynı köyde stajyerlik yapmakta olan ve ona ömrü boyunca en büyük desteği veren Süheylâ hanımla evlendi. Devgeriş köyünde beş yılı öğretmenlik, dört yılı ise okul müdürlüğü olmak üzere dokuz yıl hizmet vermiştir. İnançlarından ve prensiplerinden asla taviz vermeyen bir kişiliğe sahip olan Ozan Arif, o devrin yöneticilerinin büyük baskısı ile, maalesef 1979 yılında öğretmenlik mesleğinden ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Öğretmenlik mesleğini çok seven Ozan Arif`in çok başarılı takdirnamelerle dolu meslek hayatına rağmen, o günün şartlarında başka bir tercihi de kalmamıştı. Derken, 12 Eylül 1980 olaylarıyla birlikte, inanan, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, memleketin, milletin bekasını düşünen bir çok vatansever insan gibi yanlış değerlendirilmekten çok büyük bir üzüntü duyan Ozan Arif, ailesini, çocuğunu ve hepsinden önemlisi, öz vatanı Türkiye`yi geride bırakarak, 24 Eylül 1980 tarihinde Almanya`ya gitti. Onbir yıllık acı bir ayrılıktan sonra, 5 Kasım 1991`de nihayet memleketine ve vatanına geri dönmesi nasip oldu. Bu süre zarfında, dünyada nerede bir müslüman Türk insanı varsa onu gidip bularak, milli heyecanın filizlenmesine yardımcı olmuş ve önemli görevler almıştır. Daha çocuk yaşlarda iken Kerem ile Aslı`yı, Leyla`ile Mecnun`u, Karacaoğlan`ı, Köroğlu`nu, Dadaloğlunu, Yunus`u ve daha nicelerini okuyarak aşk cönklerini ezberleyen Ozan Arif, Karadeniz`de, yaşadığı yörede hayli yaygın olan irticalen Türkü söyleme sanatı sayesinde çok meşhur oldu. Hatta eskiden destan satıcılarının Ozan Arif`e destanlar yazdırıp, daha sonra bunları bastırarak dağıtmaları sebebiyle, yörede ismi çok duyulan bir aşık olmuştur. İlk olarak ortaokul ikinci sınıfta sesine aşık olduğu bağlama ile tanışan ve hayli dar olan aile bütçesinden biriktirdiği harçlıklarla, 1964`te İstanbul`da bulunan Şemsi Yasıtman saz evinden 15 liraya aldığı bir bağlama ile ses ve saz dünyasının içine giren Ozan Arif, o gün bugündür hiç susmadan ve hak bildiği yoldan taviz vermeden gönül dostlarına seslenmektedir. Sanatçımızın Çıkarmış Olduğu Albümler Ak Mı Kara Mı
Yeter Artık Yazık Olur Vatana Turan Türküsü Taş Medrese Ölmez Bu Hareket Merhaba Mamaktan Gelen Mektup Korkum Yok Kime Bıraktın Destanlarda Bul Beni Destanlar Konuşuyor Bu Memleket Hepimizin Bitsin Bu Hasret Ya Karabağ Ya Ölüm Hak Yolunda Susmazam Ben -------------------- |
|
|
|
![]() ![]() |
|
Basit Görünüm | Tarih : 21 11 2008 - 10:08 PM |